ne istediğini bilememek, elde edinceye kadar aradığının o olduğunu zannetmek, elde ettikten sonra ise tatmin olmamak. sürekli arayış içinde olan insan huzursuzdur.
ne aradığınızı bildiğiniz sürece bunun hiçbir sakıncası yok; hatta düşünmek ve sorgulamak bunu gerektiriyor.
ama ne aradığınızı bilmiyorsanız iyiyi ve ideal olanı bulduğunuz zaman da bunun ''farkına'' varamıyorsunuz ve elinizden kaçırıyorsunuz; bu açıdan kötü.
montaigne'nin beni derinden etkileyen bir sözü şöyleydi: bana doğru gibi gelen hiçbir şey yoktur ki aynı zamanda yanlış gibi de gelmesin.
bu söz sürekli bir şüphe ve arayış halinde olmak gerektiğinin ifadesi.
öncelikle mutluluğu unutmalıdır. isyan etmemelidir.
hayat sürekli arayışta olan insanı sevmez. mutlaka ''kendi adalet sistemi'' içinde cezalandırır. bu iş olur, karşı cins olur, eğitim olur, mekan olur.
demlenmek, kıvam almak, aydınlanmak, tat almak, hayatta kalmak ve dolu dolu var olmak için arayıştadır. nefes tüketmek, gün geçirmek değildir ki sadece yaşamak? arayacak, görecek, bilecek, tercih edecek, kaçınacak, ama bunu bile yapması için illa arayışta kalacak. her bulduğu mutlu eder mi, ulaştığı istasyon o emeğe değer mi, deneyip görecek.
tehlikeli olabilir çünkü bu durum beraberinde maymun iştahlılık ve tatminsizlik getirebilir
aradığınız şey belanız olmadığı sürece bu bir sorun teşkil etmez bana göre :d
hani derler ya belanı mı arıyorsun diye.
ne istediğini bilmemek ve hiçbir şeyden tatmin olmamak sonucu ortaya çıkan durumdur. insan sürekli kendisini mutsuz hisseder ve mutlu olmak için bir şeyler arar durur. bu sırada olan bu süreç içinde "bu beni mutlu edebilir" dediği insanlara olur, yazıktır
bazen kendimi bende öyle hissediyorum ne kadar garip bişey insan o doğru kişiyi o kadar çok bulmak istiyor ki
bu aslında hayatın bize verdiği görevlerden biri. kendini bulunca geçecek. tek ihtiyacın olan şey zaman.
hayatta ne istediğini bilmeme hali aslında. zamanla sana neyin keyif verdiğini, neyi daha çok isteyip istemediğini keşfedince aramayı bırakıyor, bulduklarınla yeniden başlıyorsun.