belki pek bir ilginçliği olmayacak ama kalbinizi pamuk gibi yapacak bir anımı anlatmak istiyorum. geçen sene (üçüncü sınıftayım ) ev arkadaşımla sabah kahvaltısına ekmek almaya büfeye giderken karşımıza tasmalı, golden cinsi bir köpek çıktı. sürekli yerleri kokluyor, bir şey arıyor gibi dolaşıyordu. önce sahibi bıraktı gitti zannettik, üzüldük. büfeci amcaya sorduk, o da 'sahibi bırakmış herhalde' deyince biz bunu eve alalım dedik. inatçı da aynı zamanda, kendisini tavukla kandırıp zorla eve sokabildik. fakat morali çok bozuk, sürekli yatıyor ve içini çekiyor. o içini çektikçe biz de kahroluyoruz. derse de gitmek zorundayız, kendisini evde yalnız bıraktık. ama okuldan dönüşümüz ayrı komikti. keşke bizde kalsa, bize alışsa hayalleri kurarak, acaba ne yaptı, bütün gün yalnızdı diye üzülerek, bir yandan da evde köpeğimiz var yaşasın diye sevinerek acele acele gittik eve. et girmeyen evimize et girdi yani o derece hehee. eve döndüğümüzde yine bütün akşamı üzgün, ve içini çekmesini dinleyerek geçirdik. sonra arkadaşla ikimizin de üyesi olduğumuz bir hayvan severler grubundan bu köpekciğin kayıp ilanını gördük, hemen sahibini aradık. adam telefonda sevinçten uçtu zaten, meğer 5 yıldır onlarla birlikteymiş, adamın çocukları bütün gün ağlamış. sonuç olarak sahibi geldi aldı ama köpeğin o sevinci görülmeye değerdi, giderken de arkasını dönüp bize bir bakışı vardı ki teşekkür eder gibi, hatırladıkca duygulanıyorum :)
Yurtlarda ilginç olaylar bitmiyor zaten. Bir gece ben çok üzgündüm, nedenini de hatırlamıyorum açıkçası. Eşyalarımı yeniden düzenleyip temizlik yapıyordum odada, kimse de yoktu o gün odada. Sıcakladım diye bir camı açmıştım. Bir anda bir kedi geldi cama, siyah beyaz tombalak bir şey. Bizim okulda kediler çok ünlüdür zaten, hepsi de maşallah kocamandır. Neyse, kedi camda duruyor ama sineklik yüzünden içeri giremiyordu. Ben de sinekliği açmaya çalıştım ama imkansızdı. İnatla sinekliğe yapışıp kendini sevdiriyordu. Ben de ağlayarak onu sevmeye çalışıyordum. Sonuç olarak sinekliğin bir kısmını biraz kestim. İçeri girsin istemiyordum ama azıcık düzgünce sevmek istemiştim. Elimi o yırtıktan sokarak sevmeye başladım kediyi. O da dönüp dönüp tatlı hareketler yapıyordu. Sonra bir anda kafasını içeri soktu, tamam dedim, sevmeye devam ettim. Sonrasında kolunu falan sokmaya çalıştı bu sefer durdurmaya çalıştım ama bir anda içeri girdi. Yurtta kedi beslemek yasak tabii, biri görse sorun çıkar. Neyse bir şey olmaz kısa süre durur diyerek kapıyı kilitledim. Hanımefendi gitti yatağımı beğendi ve kıvrılarak ona yattı. Kocaman da bir şey zaten. Bolca fotoğrafını çekmiştim. Yanında poz bile verdim. Sevdim bolca. Ama daha sonrasında işemesi veya bulunması gibi şeylerden korkarak birkaç saat içinde geri çıkardım kediyi. Tatlı bir anıydı.
biz son katta oturuyorduk 4 kız olarak ve kattaki tek daire bizdik, karşı dairemiz kiralıktı. üst katımızda da kömürlük gibi bir yer vardı ama kapısı hep dıştan kilitli olurdu. yöneticimiz zaten "kadın" olduğumuz ve yalnız yaşadığımız için bizden nefret eder binada olmamızdan rahatsızlık duyardı. eve gelen arkadaşlarımızdan hoşlanmazdı. bir gün gelip bize korku filminden fırlamış bir ses tonuyla "çöpünüzü kapıda bırakmayın üsttekiler rahatsız oluyor" dedi. arkadaşımla şok olduk ama bir şey de diyemedik çünkü üst kat boş. bir gün acaba birileri mi kalıyor diye düşünüp en alt kattaki komşuya inip sorduk kadın bize gülüp "orası kömürlük kızlar saçmalamayın olur mu öyle şey" dedi. biz biraz işkillendik tabi. birkaç gün sonra geceleri üst kattan sesler gelmeye başladı. adım sesleri. biri tık tık tık yürüyor ama böyle düzenli ve ritmik şekilde yapıyor gibiydi. biz ilk gün biri bir şey almaya gitmiştir diye çok üstüne düşmedik ama sesler her gece düzenli olarak tekrarlanınca korkmaya başladık. ilerleyen günlerde bazen bir şeyler yere atılıyor gibi sesler de geliyordu. başımıza bir şey gelir diye yukarıya da çıkıp bakamadık. cin mi peri mi hırsız mı senaryoları yazılmaya başladı tabi o zamana kadar çoktan. kafayı yemek üzereyken bir gün artık karar verip 4 kız nöbetleşe 1er saat dönüşümlü kapı deliğinden baktık. bütün gece hiç ayrılmadık kapıdan hep biri bekledi delikten bakarak. ve bir de ne görelim bizim uyanık yönetici her gece sessiz sessiz yukarıya çıkıp sırf bizi korkutup kaçırmak için böyle bir işe kalkışmış. bunu görünce ertesi gün adama kek yapıp götürdük ve "gece yukarıda nöbet tutuyorsunuz ihtiyacınız olur" deyip korkmadığımmızı belli ettik. çabası istediği gibi sonuçlanmadı ama zaten birkaç ay sonra başka bir sebepten ötürü daha özgür olabileceğimiz bir yere taşındık. umarım göbek atmıştır arkamızdan
Biz iki kişi oturuyorduk ilk katta üst katımızda bi kız ve annesi oturuyordu kira ödemek için en üst kata ev sahibinin yanına giderken şikayet ettik ses yapıyorlar diye ev sahibi yemek pişirip kapılarını açık bırakıyorlar diğer dairedeki öğrencilere kokuyormuş abla canımız çekiyor uyar falan demişler ama kadın dinlememiş devam ediyordu bizde not yazdık utanmanizda mi yok vs diye asip kaçmıştık kadın bizden sonra birileri çıkıyordu siz mi aştınız vs diye soruyordu ama o kadar şeye rağmen yine o kapı kapanmadı
pek ilginç bir olay değil ama nasıl ya dedirten bir olay bence. bizim iki kız kaldığımız ev giriş katta ve balkonda sadece demirler var yani rahatlıkla kedilerin girip çıkabileceği bir balkona sahibiz. eski kiracı sağ olsun ülkeden kaçarken balkon camını açık bıraktığı için kedicikler bizim evde yaşamaya alışmıştı. halihazırda bir kedim olduğu için maalesef evde serbestçe dolaşmaları mümkün olmadı. bir gün bir dişi kedi balkona geldi, ev arkadaşımın içi gitti kediye. belediye tarafından kısırlaştırılmış smokin bir kediydi. ben de tamam alalım bunu da eve dedim ama kedi nasıl pireli. mümkün değil bir kedinin bu kadar pireli olması. evde sadece birkaç saat mutfakta durdu, pireli olduğunu fark edince geri çıkarttık balkona. akşam odalara çekildiğimizde yatağımda pirelerin zıpladığını gördüm... iki katlı bilmem kaç yüz metrekare evimiz 2 kilo kedi sayesinde pirelendi. tabi biz aşırı panikledik hemen ilaçlama şirketi vs arıyoruz. sonunda bi yerle anlaştık ertesi gün geldiler evi ilaçladılar. biliyorsunuzdur belki ev ilaçlanınca 6 saat kadar girmemen gerekiyor. biz de o sürede balkondaki smokini (ismi freya şu an) aldık pire damlası vs yaptırdık yıkattık eve aldık. eve aldık ama mümkün değil anlaşamıyor diğer kediyle. zaten sokağa alışık olduğu için durmadı da sürekli kaçmaya çalıştı. 4 gün evde kaldıktan ve bizi ev ilaçlatma, kedi aşısı, pire damlası, mama kabı, tuvalet kabı vsvs bir sürü masrafa soktuktan sonra evden kaçtı. geri de geldi ama balkonda yaşamayı tercih ediyor.
Hic yurtta kalmadim nasil bir duygudur hic bilmiyorum ayri eve ciktim o keyifliydi de yurtta kalamam heralde

neseli poncik
yurt mu nereye kusuyoruz. dört sene kaldım yurtta iyiki deneyimlememişsin. eminim erkekler kızlardan daha temizdir. o tuvaletler girilmeyecek kadar pis oluyordu, banyo giderlerinde yumak yumak saçlar, yemekhanede ağır bir koku, bol sulu yemekler ve zaman zaman yemeklerden çıkan saçlar. bir keresinde kızın birinin pilavından up uzun bir saç çıkmış dolanmış pilava. bu şartlar altında yaşamak çok zor tabi altı bin nüfuslu bir ilçede çokta seçenek olmadığı için mecbur üç sene kaldım o yurtta ve kilom 38 di çünkü yemekhanedeki yemekleri yiyememeye başladım sadece sabahları kahvaltı yapabiliyordum akşamlarıda odaya ekmek çıkarıyorduk peynir zeytin yağ falan yiyorduk. son sene öğretmen evinin kız pansiyonuna yerleştik orası temizdi öğretmenlere yapılan yemeklerden yediğimiz için hiç saçla karşılaşmadım.
eviniz sahil üzerindeyse gecenin 4"ünde çorba yapıp, sahile inip, sahildeki kayalıklarda çorba içiyorken bulabilirsiniz kendinizi.